Baraka Bir iplik masalı 

Sanatı Ayağınıza Giydiren Ustalar

 

Kavimlerin büyük göçü, yalnızca insanın ve eşyanın değil, aynı zamanda dilin, masalın, duygunun, maharetin de göçüydü. Üç kıtanın başat köprüsü Anadolu ise, bu geçişlerde hep bir şeyler alınan ve hep bir şeyler bırakılan renk, ses, duygu harmonisiydi.

Türkler, otağını bu yeni yurda sökmemek kaydıyla kurarken beraberinde deri sanatını da getirdi. Getirirken başka renklerden ton alıp kendinin yaptı, başka tonlara da kendinden renk kattı. İşte Anadolu’ya has dericilik, o uzun yılların, o uzak yolların duygusu, emeği, geleneği ve birikimiyle oluştu.

Deri, bu geleneksel mesleğin usûl, erkan ve edebini ustalarından miras almış maharetli ellerde şekillendi asırlar boyunca. Kimi zaman gön, post, kürk oldu, kimi zaman çarık, yemeni, giysi, kimi zaman yağız ata koşum takımı, kimi zaman da gölge oyununa beden olan karakterleri.

Debbağlık, saraçlık, köşkerlik, yemenicilik gibi alt iş kollarıyla Ahiliğin en önemli zanâatlarından olan geleneksel dericilik, bugün sentetik ve fabrikasyon imalat nedeniyle zor zamanlarını yaşıyor.



Günümüzde ayakkabı (çarık, yemeni, pabuç, terlik), çanta ve kısmen kıyafet olarak varlığını sürdürmeye çalışan geleneksel deri ürünleri işlenmesi, malzemesi, süslemesi, rengi, deseni, çeşidi ve daha önemlisi duygusuyla, emeğiyle kuşaktan kuşağa aktarılarak gelen eşsiz bir kültür hazinesi.

İşte bu, tabaklanmasından dinlendirilmesine, boyanmasından kesilmesine, dövülmesinden dikilmesine bin bir emek, bin bir sabır isteyen derinin azimle, aşkla, saygıyla işlenişinin hikâyesi.

Ve bu hikâyenin ayrıntısındaki şu güzellik bile yolumuzu aydınlatmaya yeter: Derinin yalnızca kök boya ile boyanması sağlam, sağlıklı ve doğal olması için değil, kökle olan bağının, gelenekle olan bağının hiç kopmaması içindir.