Baraka Bir iplik masalı 

Kara Yazgının Ak Hikayesi

 

Ne çok şey değişti, kadim zamanlardan bugüne. Ne çok şey yitirdi rengini, tadını, adını… Bir “kara tezgâh” kaldı, Anadolu’nun, kendisi de bir minyatürden çıkıvermiş gibi duran, biblo zerâfetindeki o güzel beldelerinde, o küçük kasabalarında.

Taş evlerle bezeli o dar sokaklara girmeden başlardı el emeğini, göz nuruyla besteleyen şarkı. Her evden, her pencereden, her tezgâhtan farklı bir nağme yükselir, başka bir tını, başka bir ahenk duyulurdu, içeri buyur eden ardınca açık kapılardan.İşte bilgeliğin derin alın çizgisi, ustalığın nasırlı ellerine yoldaş olmuş bir güzîdenin, Nazmi amcanın misafiriyiz, zamanda yolculuk kapsülüne biner gibi girdiğimiz atölyesinde. Hemen karşıda, tezgâhın üzerinde siyah beyaz günlerden kalma çerçeveler. Nazmi amcanın aynı zamanda ustası da olan dedesi, babası ve amcasının hürmetle dizilmiş fotoğrafları.

 Dokuma yaparken olur da bir an dalsa, bir yanlış yapıverse kaşlarını çatıp işaret parmağını sallayacakmış gibi durmadan onu gözetleyen güzel zaman ustaları.
Hüznü içine, şevk, sebat ve sadâkati dışına sızmış bu ustalar dokudu, nice kumaşı biteviye. Ve sanki onca ipten bunca kumaş tüm dünyaya yetinceye dek dokunmalıydı. Hangi mekik, hangi sermin, hangi tarak, hangi tel, hangi tezgâh yeter, yetişirdi ki bu azme, bu hıza? Zaten ne Nazmi usta ne kara tezgâh yetişebildi zamanın hızına, hayatın akışına. Şunun şurasında bir kendi kaldı buralarda, bir Zehra kadın, bir de sürdürebilirse eğer Fatma gelin.

Nazmi ustanın bilgelikle söylediği gibi bu tezgâhın adı karadır, dokuduğu ak. Pamuğun ak, ipliğin ak oluşundan değil alnın, emeğin, gönlün, niyetin ak oluşundandır.

GiyimTakı